Kıskançlık Krizi: Yatakta Benden İyi mi?

Kıskançlık romantik ilişkilerin doğasında mı var? Ne kadar kıskanılıyorsak o kadar seviliyor muyuz? İrem Hattat bu soruya “Hayır” diye cevap veriyor. Ancak hem kıskançlık hem de aldatma konusunda erkeklerin bakış açısı genellikle farklı. Sahi, neden

Geçen hafta Fox TV’nin ‘Çağla ile Yeni bir Gün’ isimli sabah programına davetliydim. Katıldığım her sefer sevgili Çağla Şikel’in enerjisi, son derece şaşırtıcı yorumları ile müthiş keyifli geçiyor. Bu programda konu olarak kadın erkek ilişkilerini, özellikle de ‘Kadınlar ne ister- erkekler ne anlar’ seçmişler. Yine hem sokak röportajları hem de stüdyoya bağlanan seyircilerden gelen sorularla çok renkli bir program oldu. Benimle beraber psikolog Ramazan Saygın Şimşek de davetliydi.

Velhasıl program başladı, laf hoşgörüden açıldı, kadın ve erkeklerle yapılan sokak röportajlarında birbirlerinden hangi konularda şikayetleri olduğuna uzandı. Ancak mesele “Kadınlar erkeklerin kendilerini kıskanmasını ister mi” sorusuna gelince ortam biraz gerildi. Bu sayede bir erkeğin, psikolog da olsa, hakikaten kadın bakış açısından ne kadar uzak olduğunu daha iyi anlamış oldum.

Psikoloğumuz “arzu olan yerde muhakkak kıskançlık vardır, kıskançlık yoksa cinsellik kalmamıştır” iddiası ile kadınların muhakkak birlikte oldukları erkek tarafından kıskanılmak isteyeceklerinde ısrar etti. O esnada bana “siz örneğin erkeğinizin Sizi kıskanmasını istemez misiniz?” sorusunu yöneltti. Hemen “Yoo, bence kendinden emin olan ve kendi ayakları üzerinde duran bir kadın için aşkın, sevginin göstergesi kıskanılmak olamaz” cevabını verdim. Karşılığında psikolog (üstelik 491 bin instagram takipçisi olan bir influencer) “Sizin için üzgünüm“ demez mi! Programın bitmesine az kalmıştı, benim de onun için ne kadar üzgün olduğumu yeterince anlatamadım. Kısmet burayaymış, böylece içimi hiç olmazsa size döker biraz rahatlamış olurum diye düşünüyorum.

Haksızlık etmeyeyim, kıskançlık konusu sanırım en zor uzlaşma konularından biri. Hatırlıyor musunuz Şevval Şahin, iş insanı Kerem Kamışlı ile Boğaz’daki bir mekanda yemek için buluştuğunda eski sevgilisi Yiğit Marcus Aral olay çıkarmıştı, hatta Aral ve Kamışlı kavgası büyüyünce Yiğit Marcus Aral, Kerem Kamışlı’yı denize atmıştı. Başka bir gece, Futbolcu Arda Turan ile popçu Berkay Arda Turan’ın Berkay’ın eşi Özlem Ada Şahin’e “Evli olmasam seni kaçırmazdım. Çok güzel kızsın” demesi nedeniyle Emirgan’daki Gizli Kalsın adlı mekanda kavga etmişti. Kavga büyüyüp ikili birbirine girince Arda Turan, Berkay’ın burnunu kırmıştı.

Bu örnekler erkeklerle sınırlı değil. Tuba Büyüküstün, Umut Evirgen’in sahip olduğu Levent’teki gece kulübünde Defne Samyeli’nin sahne almaya başlaması üzerine kıskançlık krizine girmişti. Yabancı model Mahlagha Jaberi’nin yaptığı instagram yorumu yüzünden Burak Özçivit epey ter dökmüştü. Fahriye Evcen kıskançlık krizine girince, çareyi modeli engellemekte bulmuştu Ardından da Fahriye ile bir fotoğraf paylaşıp, benden uzak durun mesajını vermişti.

Bunlar aslında daha hafif örnekler . Türkiye’de yayınlanan bir moda yarışmasından tanınan Gizem Karamelek isimli fenomen, kıskançlık krizine girip, erkek arkadaşıyla görüşmeye çalıştığı iddiasıyla Kübra Z. isimli kadını kaçırarak günlerce bir villada tutup işkence etmişti. Zaten ülkemizde kıskançlık nedeniyle bıçaklama, yaralama hatta öldürmeye varan tutku suçlarının arkası kesiliyor mu? Bu nedenle kıskançlığın “doğal” olduğu ve bir çeşit biyolojik zorunluluğu yansıttığı düşüncesi tehlikeli, şiddet gibi kabul edilmez davranışları meşru hale getirebiliyor.

Psikoloğumuzun çıkış noktası erkeklerin kıskançlık duyguları uyanınca eşleri ile seks yapma olasılığının daha yüksek olduğunu düşünmesi. Hani evrimsel psikolojinin, doğada erkek canlı türlerinde aynı dişiyi hamile bırakmak için girilen rekabeti anlattığı durum. Evrimsel psikologlar insanlarda da eşlerinin erkek arkadaşlarını cinsel rakip olarak algılayan erkeklerin, eşi başka bir erkek tarafından hamile bırakılmasın diye cinsel ilişkiye girme ihtimalinin daha yüksek olabileceğini öne sürüyor. Biraz da sanki ‘sahip olunan bir eşya’ gibi düşünülüp başkası tarafından paylaşılmasın mantığı.

Bu anlatıma takılı kalmak kıskançlığı oldukça basite indirgemek anlamına geliyor. Aşkın kendisi gibi, kıskançlık da çok boyutlu; endişe, öfke gibi duyguları, “Beni onun için terk edecek”; “Onu benden daha çok seviyor” gibi düşünceleri ve “dırdır etmek; partnerini gözetlemek “ gibi davranışları içeriyor. Kıskanç insanlar genellikle mantıksız, kontrolcü, sorunlu, sahiplenici ve tehlikeli olarak algılanıyor. “Kıskançlık” ilişkilere genellikle şüphe ve çatışmayı, yani acıyı da beraberinde getiriyor. Araştırmaların sıklıkla romantik kıskançlığı bir ilişkideki çekişme ve tatminsizlikle ilişkilendirmesi şaşırtıcı değil. Kıskançlığa yatkın bireylerin özsaygı ve özgüvenlerinin düşük olduğu, depresyon yaşadıkları ve güvensiz bağlanma stillerine sahip oldukları bulunuyor.

90’ların başında Purdue Üniversitesi’nden Robert Bringle , iki farklı kıskançlık türünün varlığını öne sürdüler. İlk tür, öncelikle güvensizliği , şüpheli düşünceleri içeren şüpheli kıskançlık. Bu tür kıskançlık özü itibarıyla kıskanç kişinin kaygı ve düşük özgüven gibi bireysel özellikleriyle ilgili. Bunun tersine, tepkisel kıskançlık doğası gereği dönemsel olma eğiliminde; yakınlığa yönelik somut bir dış tehdit ortaya çıktığında (birisi erkeğinize asılıyorsa) ortaya çıkıyor. Çoğunlukla gerçek, güncel dış tehditlere ve partnerin açık davranışlarına verilen duygusal bir tepki. Yani kıskanç komşu insanı mal, hovarda eş insanı yar sahibi ediyor.

Erkek ve kadın farklılıkları kıskançlık söz konusu olduğunda da dikkati çekiyor. Genel olarak erkeklerde öfke, hiddetlenme, ilişkiyi terk etme hakimken, kadınlarda depresyona girme, hayal kırıklığı, kendini suçlama, kendinden kuşku duyma ve erkeği geri getirmek için çekici görünme gibi bir eğilim oluyor.

Danışanlarda da görüyoruz, erkekler eşlerini başka biri ile ilgili sorgularken ilişkinin daha cinsel ve “teknik” detayları ile ilgili sorular soruyor (penisin boyu? yatakta benden iyi mi?). Kadınlarsa eşlerini ilişkinin kalitesi ve geleceği ile ilgili (ona kendini daha yakın mı hissediyorsun?) sorguluyor. Diyelim ki bir ilişki ortaya çıktı, ama karı koca bunu aşmak istiyor. Erkekler “sadece fiziksel bir şeydi, bir şey hissetmedim” derken kadınlar “platonik bir arkadaşlıktı, bana dokunmadı bile” türünden şeyler söylüyor.

İnsana dair her şey gibi kıskançlık da sosyo-kültürel bir ortamda şekilleniyor; ne zaman ve nasıl kıskandığınız, sosyal adetlerle, geleneklerle ve yaşama dair beklentilerle ilgili. Dolayısıyla bizim maço erkek kültürümüzün üzerimizdeki etkisini göz ardı edemeyiz. Bir de bunun bir kişilik meselesi olduğunu. Ancak bir o kadar da ilişkinin bir özelliği, çiftin dinamiklerinden ortaya çıkıyor, onların özel yakınlık dansının bir ürünü. Kıskançlığı ne zaman ve nasıl hissettiğiniz ve ifade ettiğiniz sizinle, birlikte olduğunuz kişiyle ve bir çift olarak nasıl ilişki kurduğunuzla ilgili.

Koruma içgüdüsünü kıskançlıkla karıştırmamak lazım. Eşinizi sürekli olarak yersiz kıskançlık suçlamaları ve şüpheleriyle taciz edip dırdır ederseniz, bu davranış sizi daha az çekici bir sevgili haline getirebilir ve dolayısıyla daha “değerli bir rakip” için terk edilme olasılığınızı artırabilir. Sürekli suçlanılan taraf zaten cezayı çekiyorsa suçu da kendisinin işleyebileceğine karar verebileceğinden, gereksiz kıskançlık gösterileriniz sizi birbirinizden iyice uzaklaştırır. Yani ortada gerçek bir ilişki tehdidine dair kanıtınız yoksa, kronik düşünceler ve takıntılı dırdırlar veya gözetleme davranışları içeren şüpheli kıskançlık yaşıyorsanız, o zaman muhtemelen “hayaletler” tarafından rahatsız ediliyor olduğunuz için kendi kendinizi incelemeniz gerekir – bu da çözülmemiş sorunlarınızdır. Geçmiş hikayeleriniz, şu andaki algınızı çarpıtıyor olabilir. Gizlilik, şüphecilik ve güvensizlik, üzerine bir ilişki kurulabilecek sağlam temeller değildir. Sonuçta evrimsel psikologlar ne derse desin, bizlerin kıskançlık konusunu bu açıdan ele alabileceğine, aşkı ve cinselliği kıskançlıkla bağdaştırmanın geri kalmışlığının farkına varabileceğimize inanmak istiyorum. Bilmem psikoloğumuzun niye üzülmesi gerektiğini daha açık anlatabildim mi?